Bağırsaktan mı? mideden mi bilinmez bir karın ağrısıdır gidiyor. T.V. de izlediklerimizden mi? yoksa hiç bir şey bilmediğimiz gerçeğini birileri yüzümüze vuracak diye sürekli telaşlı olmamızdan mı bilinmez bir fikir sancısıdır gidiyor. Düşlerini yalamamış bir geceden daha acı ne olabilir diye düşünen isot tadında bir elmalı şeker tadı damağımızda. Her yanımızda aynı acı sadece özlemek için değil sevdiklerimizi sımsıkı sarılıp ağlarcasına bakabilmektir tabiki de onların gözlerine yalansız.
Her yerde aynı sevdalar birbirine benzeyen dizi filmler gibi ama hiçbir zaman düşlediğin bir örneğe bakamayacak olmamızda çok şahane bir durum değil. Bir yerden sonra sadece özlemek yetiyor sevgimizi harmanlamaya, ılık duş altında ağlarken kimse görmesin diye kendi başımıza.
İSOT ŞEKERLEME
Tem 26
AYAKSIZ KIRKAYAK
Tem 25
Aklına gelen ilk cümleyi yazmanı öğretmedi mi sana okuduğun kitaplar. Her neredeyse ilk sevgilin bir çıkıp gelecek hissiyle maneviyatını bombalamadı mı sanki yıllar boyunca. Her hatırada bir son görürsen bilirsin kendi başına sadece babanın köyünde yabancılık çekmediğin hissini. Belki belirtmek daha dürüstçe olabilir hiç özlemediğin eski mahalledeki Hacı bakkal amcayı. Ama yine de biraz uzansan dokunacak gibidir bazen yıldızlar. Tarih boyunca bir nesil daha olur diğerinin tam biteceği noktada. Ya da öleceğini bilen bir bitki gibi son tohumlarını bırakıp ayakta ölmektir asalet. Çünkü asalet cesaretin giriş kapısıdır.
Bunca satırdan sonra ne bana ne kendine sorma ne oluyor diye. Olan bir şey yok sadece biraz fazla gerçekcisin ve fazla alıngan. Son söz nakarat olsun bu denemenin finalinde; yine de biraz uzansan dokunacak gibidir bazen yıldızlar.
MAHALLE BAKKALI
Tem 16
Henüz 13 yaşına gelmemiş bir çocuğun düşündüğü en önemli konu; mahalle bakkalını soymaktır..
BİLMEK İSTEMEZSİN
Tem 15
Dans ederken ellerinin üzerinde şimdi ki gençlik, çoğu zaman “değil miydi” dersin her cümlenin sonunda. Zaten vazgeçmek için hevesli değil miydin dünyadan daha güzel bir yer olmadığı gerçeğini kabul etmeye. Bitti kelimeler artık her şey başka bir bakışın içinde avuçlarında soğuyan bir mum damlası oldu gerçekler, daha ne ister ki insan istekleri gerçek olduğu zamanlarda. Güzel bir dünyanın yanında başka bir çocukluğa sığınmak mıdır ellerinin üzerinde bir yalan daha duymak istemeyen obur bebekler gibi, yoksa anne olmuş bir genç kız daha hayatının başlarında kendisini çok yorgun hissetmiş ve uyuya mı kalmıştır kafasının içindeki kurşunla. Hayat ne kadar acımasız ya da acısız.. Bilmek istemeyenler içindir bu satırlar.
BİR KARIŞ AKILLILAR
Tem 10

Oysa özlemek değil mi iki aşığı birbirine sıkıca bağlayan. Sahipsiz bir kederi üstüne alıp düşmek ruhunun derinliklerine. Kim kırdıysa seni her bakışında halinde bir esnaf çocuğu olduğunu daima hatırlamak zorundasın. Çünkü sadece “anı yaşa!” diyen zavallı bir karış akıllılarda olduğu gibi, onlar yaşlandığında hasta yatağında hayat muhasebelerini yaparken, çoktan maliye haciz koyulmuştur tüm varlıklarına.
Gençlikte yaşananlar ve ne olacağını kestirmek başlı başına yağmurların on yıllarca yağmadığı gerçeğini gösterir bize. Yalanlar ve yapılanlar bir yere getirir zamanı çoğu zaman. Başka çağdan gelmiyorsan bu söylelenleri düşünmek zorundasın. Düşün ki anla uzaktan baktığın yabancı fikirlere.
CAMDAN ADAM
Tem 5
Yüzerken cam kırıklarının içinde, her yerim kanıyor.
MENGENE ZAMANLAR
Tem 3

Belki yeterince hızlı koşamadık diyedir göğüs kafesimizdeki bu sıkışma. Belki de o filmlerdeki kadar deli gibi aşık olamadık diyedir bizi üzen şarkılar. Yaşadıklarımız o kadar basit ve kolay ki. Devlet dairelerinde daireler çizmek istemedikçe başka bir unutulmuş evrak ister durur memurlar yakın gözlükleriyle uzaklara bakarken. Herşeyden başka yeni bir düzen kurmak ister misin ki bu kadar uzaktayken seni tanımayan onca insana.
Yazları sıcak sahil kumunda hafif batan ayaklarında hisserken kum tanelerini “ne kadar da soluk deniz eskisine göre” dersin. Bir sen duyarsın zaten bakmadığın zamanlarda öldürdüğün insanların sessiz çığlıklarını. Bir de biz biliriz meraklı gözlerle okurken bu satırları sonunda aklımızda bir satırı bile beş para etmeyeceğini. Hani demiştim ya belki yeterince hızlı koşamadık diyedir göğüs kafesimizdeki bu sıkışma; mengene zamanlar başlıyor hepimiz için. Yeni bir yokoluş başlıyor, inanmak zorundayız çünkü dünyanın çok güzel olduğu gerçeğiyle kendi söylediklerimizi yalanlamaya.
PAYLAŞ
Haz 24
Paylaş acılarını, elbet “beğen”en birileri çıkacaktır..
KİM DAHA YALANCI
Haz 18

Oturmuşuz on ayakla karşımızdaki ışığın yansımasından hiç görmediğimiz insalara hayran olmak için bekliyoruz. Daha ne bekliyorsun daha her sabah başka biri olarak uyanmak mı? gözlerini gömdün sadece senden kaçarken halinden anlamadığı için insanları iplerde sallandırdın. Yoksa bir yankılanmada babanın hiç atmadığı kahkahasını mı beklersin. Baştan belli zaten doğduğumuz günden bugüne kadar herşey tuhaf ve yoktu nedeni hiçbir şeyin yeni ölmüş bir bebek kadar günahsız. Aklında balıklar yüzerken akıntıya karşı, yalnız kendine inkarın ama bilmezsin ve istersin herkesin bu derinlerde olan küçük defin yalnızlığını görmesini ulu orta.
İlk paragrafta ki on ayaklı biz; yani masanın, sandalyenin ve bizim iki bacağımızın toplamıyla karşıdaki ışık olan bilgisayarlarımız. Bizi pc pcne yaşlandırıyor. Etrafımızda ışık hızıyla akıp giden hayatı kaçırmamız ve önemsiz gibi görmemiz belki, bu yüzdendir. Hadi kandır kendini ve aynaya bak! kim daha yalancı..
ZAYIF SAVAŞLAR
May 13

Ne kendi olmak ister insan ne kendine gülmek.. Çok cinfikirliyken şeytan kostümü içinde olmakta denilebilinir buna tabi demek gerekmezse. Her sonda başka bir çıkış aramak daha doğrusu en derinde yavru kuş cıvıltısıyla yankılanır gibi sesler duymakta üzmez bizi özel günlerimizde. Değinmek istediğim özel günlerimiz olmasıyla ilgili. Farkına varamadığımız özel anlar gibi. Kalplerin kaç derecede yanması, gözyaşının kimyası ve söylenenlerin ne kadarına inanıldığı gibi kavramlarla varoşumuzu soyutlarız. Diğer bütün hayali yaşayacağımızı sandıklarımızla. Özel günler asla olmayacak gibi yaşadığımız ama her defasında yeni bir karmaşanın ortasında can simidimizi yememiz gibidir.
Olasılıklar değer vermiş gibi olsa da kalpsizlerin iç gıcıklayan, yanlışlıkla dolu boş bir kafatasında parçalanması gibidir. Çok uykun geldiğinde seni uyandıran misafirin horlaması ve sabah kahvaltıda ben horlamam ki diyen başka bir renkteki olasılık mektebi. Özellikle özel günlerde kaybolan biz ,sadece söylemek isteklerimizi düşünen hayvanlarız. Ve bu hayvanlık hem çok şey demek hem de ne olduğuna inanmadıklarımız uğruna verdiğimiz zayıf savaşlarda ortaya çıkıyor.